Yazılar

Bağımsız yargıya darbe vurulmaya mı çalışılacak?

Oldukça eleştirilen Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın onayına muhtaç, bir sonraki Yüksek Mahkeme Başkanı’nın kim olacağı dikkat kesilmesi gereken bir süreçtir.

Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik’in mayıs ayında emekliye ayrılacak oluşu, yargının bağımsızlığına darbe mi vurulacak kaygılarının şimdiden artmasına neden oldu. 

Seçilecek Yüksek Mahkeme Başkanı’nın KKTC Anayasası’nın 141. Maddesi, (6). fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekiyor çünkü.

Diğer taraftan, Kıbrıs’ın kuzeyinde gazetecilerin yoğun baskı altına alınmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz.

İşine gelmeyen haberler karşısında gazetecileri ‘casusluk'la’, ‘ajanlık'la suçlayabilen Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, aynı zamanda Anayasa'nın 102'inci Maddesi'nden aldığı yetki ile 'devletin başı'dır.

Tatar'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir dizi yasa tasarısı gündeme getirilmedi mi?

Anayasa'nın verdiği hakla 'Başkomutanlık' yetkisine sahip Ersin Tatar'ın Cumhurbaşkanlığı'nda, Askeri Suç ve Cezalar Yasası'na dayandırılarak gazeteci Ali Kişmir’e dava açılmadı mı?

Türkiye’deki otokrasi eğilimini KKTC sınırları içine taşımaya çok istekli olan siyasiler arasında Cumhurbaşkanı Ersin Tatar maalesef en göze batanıdır.

Oldukça eleştirilen Ersin Tatar’ın onayına muhtaç, bir sonraki Yüksek Mahkeme Başkanı’nın kim olacağı bu nedenle dikkat kesilmesi gereken bir süreçtir.

Normal şartlarda göreve gelmesi kıdeminden dolayı en olası yargıç dışındaki herhangi bir başka isme kayılması, yargı bağımsızlığına darbe vurulması niyetini sergilemeyecek mi mesela?

Okumuşsunuzdur, ‘Sağlığının ve aklının yerinde olduğu’nu söyleyen Cumhurbaşkanı Ersin Tatar dün, bir sonraki seçimlerde tekrar Cumhurbaşkanlığı'na aday olacağını açıkladı.

Tatar başbakanlığı döneminde, 2019 yılının haziran ayında TAK’a verdiği bir röportajda, başkanlık sistemine sıcak baktığını, bugünkü sistemle verimli çalışılamadığını belirtmiş, bu konunun tartışmaya açılacağını, Anayasa değişikliği gerektirdiğini, bu değişiklik girişiminin ‘en erken 2025 seçimlerine yetişebileceği’ni söylemişti.

Açıktır ki Türkiye’nin desteği ile cumhurbaşkanı seçilebilen Tatar, Türkiye’den feyzalarak KKTC hükümet sistemini değiştirmeyi hedefliyor. Kendi ifadeleri bunu tartışmasız ortaya koyuyor.

Türkiye’de başkanlık sisteminin kabul edilmesiyle ortaya çıkan binlerce sorunun başında ise yargının bağımsızlığının ortadan kaldırılması geliyor.

Benzer bir sistemi Anayasa değişikliği ile gündeme getirteceğini söyleyen ve bunun için 2025 gibi bir tarih de veren Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın onaylayacağı yeni Yüksek Mahkeme Başkanı’nın kim olacağı, bu şartlar altında Mahkemeler'de adalet arayan veya arayacak olan tüm halkı ve yargının bağımsızlığını savunan herkesi ilgilendiren bir konudur.

Yüksek Mahkeme Başkanı'nı seçecek Yüksek Adliye Kurulu'nda Yüksek Mahkeme Yargıçları, Barolar Birliği temsilcisi ve Başsavcı dışında Cumhurbaşkanlığı'nın ve Cumhuriyet Meclisi'nin atadığı hukukçu üyeler de bulunuyor. Seçimde oy birliği sağlanacak mı, oy birliği sağlanamazsa Cumhurbaşkanı Tatar'ın tavrı ne olacak henüz bilinmiyor.

Yazımın bu bölümünü herhangi bir spekülasyona sebep olmamak için burada sonlandırıyorum. 

Bugün pazar, daha fazla felsefenin yapılabileceği bir gün… 

Çocukluklarında ağır yaralar alanlar ve bu yaralarla baş edemeyenler, örselenmişliklerini paranın getirdiğini sandıkları güçle kapatmaya çalışıyor ve yasa dışılıkla para kazanmaya can atıyor. 

Toplumun bir diğer zihni ağır yaralı kısmı da siyasete giriyor.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki yasa ve hukuk tanımazlıkla para ve güç kazanma tutkusu, bazılarının çocukluk yaralarını nasıl değerlendirdiği, neyle aşmaya çalıştıkları ile yakından bağlantılıdır. Şüphesiz bu yaralarla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmek hepimiz için zordur. 

İçinde yaşadığımız global düzen yasalara uyarak para kazanmayı öğütlüyor. Uymayını caydırmakla birlikte yakalanmadıkları sürece entrikacıların yasa dışı işler yapmasını, yakalandıklarında parayla en iyi avukatları tutarak daha az ceza almalarını, yoz devletlerde hiç cezalandırılmamalarını bile sağlıyor.

KKTC’de siyasetin kirliliğinin bir nedeni de, her zerresine kadar hastalıklı toplumsal var oluşun yoğun etkisi altında kanamaya devam eden çocukluk yaralarını, güç ve parayla kapatacağını zanneden sağlıksız insanların siyasete girmesidir… Bu, elbette dünya genelinde birçok siyasiyi kapsayacak, siyasetçi ile ilgili temel sorunlardan biridir.

Bakınız, Türkiye ile siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel entegrasyon ağını parça parça örenler KKTC’nin Türkiye’ye bağlanmasını hiç savundular mı? Hayır. İstedikleri, Türkiye’deki sistemin buraya ithal edilerek siyasi olarak daha fazla güç elde etme ve bunun getirilerinden daha çok yararlanma heveslerini doyurmak değil mi?

Can Sarvan’a cansarvan@mikro-makro.net’den doğrudan ulaşabilirsiniz.
:

Yorumunuz

share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın