Yazılar

Yüksek Mahkeme kararındaki ‘resmi belge’ tanımı: Fatma Ünal suçlu bulunursa cezası nasıl düşecek?

Aradaki fark ise ceza skalasında dramatiktir: Sahte resmi belge düzenlemenin cezası 10 yıla kadar hapisken, sahte belge (adi belge) düzenlemenin cezası 3 yıla kadar hapistir.

Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi (KSTÜ) sahte diploma soruşturması kapsamında yargılanmasına devam edilen, iktidarın ana partisi UBP’nin Girne Kadın Kolları eski başkanı Fatma Ünal, dün Güzelyurt Kaza Mahkemesi’ne yeniden çıkarıldı.

Başsavcılık tanıklarından, 15 yıl hapis cezası almış Serdal Gündüz’ün önceki duruşmada verdiği şahadette, sanık Ünal’ı tanımasına aracılık ettiğini öne sürdüğü Meclis Başkanı Ziya Öztürkler’e ilişkin iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. İddiaların ağırlığı, süreci yalnızca sanık Fatma Ünal dosyasıyla sınırlı olmaktan çıkararak, siyasi sistemin üst katmanlarına uzanan iç içe geçmiş bir “matruşka” skandalı algısını besledi.

Bu kez “büyük matruşka” Ziya Öztürkler’e ilişkin iddialar gibi dururken, Fatma Ünal’a yöneltilen ithamlar küçük matruşkalara yerleşti.

İddialar büyüdükçe UBP’ye yönelik yolsuzluk iddialarının organize bir şekilde her taşın altından çıkabileceği, partinin yürüdüğü yolda neredeyse temiz taş kalmadığı izlenimi daha da güçlendi. İşin bir de Başbakan boyutu var tabii: Öztürkler’in de içine girdiği daha da büyük bir matruşka olabilir mi?

Ziya Öztürkler’e ilişkin söz konusu iddiaların Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay’ın Polis’e yaptığı şikâyet neticesinde araştırılacağını biliyoruz. Öte yandan hükümetin, bir yandan gazetecileri içeriye tıkmak için Ceza Yasası’nı değiştirmeye kalkması, diğer yandan kamu sağlığını hiçe sayarak bir üniversitenin yoğun baskısı sonucunda Sağlık Hizmetleri Dairesi (Değişiklik) Yasa Tasarısı’nı Meclis komitesinde kabul edilmiş halini değiştirerek oy çokluğu ile Meclis Genel Kurulu’ndan geçirmeyi planlaması, ülkede hukuk devleti tartışmasını daha da derinleştiriyor. Erken seçim olmazsa, oy çokluğu ile geçirecekleri yasalar sırada bekliyor.

Herkes tutturmuş “geçirseler ne olur, Mahkeme’ye gideriz” diyor. Doğru; Anayasa Mahkemesi’ne yasa iptali için başvurulabilir. Ama bu, hükümetin Meclis’e getirdiği ve peşi sıra getirebileceği, belirli çıkar çevrelerine hizmet ettiği ileri sürülen ve kamu yararına aykırı olduğu iddia edilen yasaların Mahkeme tarafından mutlaka reddedileceği anlamına gelmez.

Diğer pek çok örnek gibi, son olarak ‘Başörtüsü Tüzüğü’ olarak bilinen Disiplin (Değişiklik) Tüzüğü ile ilgili başvuruda da bu gerçeği gördük. Anayasa Mahkemesi’ndeki süreç emekli yargıç, Barolar Birliği eski başkanlarından Hasan Sözmener’in incelemesine göre şöyledir: “Yüksek Mahkeme Başkanı ve 3 Yüksek Mahkeme yargıcı, yani 5 yargıçtan 4 tanesi, değişiklik tüzüğünün, anayasanın laiklik ilkesine aykırı olmadığına, bir yüksek mahkeme yargıcı ise, laikliğe aykırılık iddiasının incelenmesine gerek olmadığına dair karar vermişlerdir. Başkan ve iki Yüksek Mahkeme yargıcı, oy çokluğu ile, değişiklik tüzüğünün, Bakanlar Kurulunun yetkisizliği nedeniyle anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir.”

Uzatmayayım: Muhalefet partileri ve toplumumuz en başta Ceza, Bilişim ve Sağlık Hizmetleri Dairesi (Değişiklik) Yasa Tasarıları hükümet tarafından geri çekilene kadar erken seçim talebini alabildiğine yükseltmelidir. Hükümet ya bu tasarıları derhal çektiğini açıklamalıdır ya da bu yasaların geçmemesi için artan erken seçim baskısı ile yüzleşmelidir.

Şimdi gelelim aleyhine 16 suçlama getirilen sanık Fatma Ünal’ın “Sahte Resmi Belge Düzenleme”, “Sahte Resmi Belgeyi Tedavüle Sürme” ve “Sahte Resmi Belge Düzenlenmesini Tahrik Etme” suçlamalarında ceza alması durumundaki hukuki ikileme.

Yüksek Mahkeme yargıçları Beril Çağdal, Peri Hakkı ve Talat Usar’ın oy birliğiyle aldığı ve Tekin Arhun dosyasında verdiği kararda, Mahkeme “resmi belge”yi şu şekilde tanımladı:

"- Resmi bir makamda görev ifa eden yetkili bir memur tarafından,
- Mevzuattan alınan yetkiye istinaden ve
- Olağan görevi çerçevesinde hazırlanan belge."

Bu tanım doğru ya da yanlış olabilir; fakat önemli olan, Yüksek Mahkeme’nin “resmi belge”yi üç koşula bağlayarak dar bir çerçeve çizmiş olmasıdır. Bu çerçevede bir belgenin “resmi belge” sayılabilmesi için, belgenin mutlaka resmi makam niteliği taşıyan bir kurum bünyesinde, mevzuattan gelen yetkiyle ve o kurumun olağan görevi kapsamında düzenlenmesi gerekir. İşte Fatma Ünal dosyasındaki kritik nokta bence tam da buradadır.

Bir üniversite “resmi makam” mıdır?

Ülkedeki üniversiteler bir vakıf tarafından kurulsalar bile, Yüksek Mahkeme’nin önceki içtihadına göre “kamu alanında faaliyet gösteren özel-tüzel kişiliğini haiz yüksek öğrenim kurumu” olarak kabul edilmektedir. Nitekim Yüksek Mahkeme, D.26/2012 (Birleştirilmiş Yargıtay/Hukuk 106/2009 ve 107/2009 (Lefkoşa Dava No 2782/2008) sayılı, bir akademisyenin Kıbrıs Bilim Vakfı tarafından kurulmuş Lefke Avrupa Üniversitesi'ne açtığı bir davaya ilişkin kararında, “Lefke Avrupa Üniversitesi özel bir vakıf üniversitesi olmakla birlikte, 65/2005 sayılı Yasa’ya göre, akademik özgürlük ve kurumsal özerkliğe sahip, kamu alanında faaliyet gösteren, özel-tüzel kişiliğine haiz Yüksek Öğrenim Kurumu olarak faaliyet göstermekte olduğunu kabul etmek gerekir” demiştir.

Karar, s.12, Kaynak: Mahkemeler.net

2025'de, yılbaşı arifesinde verilen Tekin Arhun kararında ise Yüksek Mahkeme, ODTÜ Vakfı işletmesi EBİ’yi Bakanlar Kurulu tarafından yetkilendirildiği halde “resmi kurum” olarak değil, “özel bir şirket” olarak değerlendirmiştir. EBİ özel bir şirket olarak kabul edildikten sonra, sahtelenmş EBi raporunun Mahkeme'ye sunulmasının bile belgeye resmiyet kazandırmadığına hükmedilmiştir. Bu içtihat, “kamu alanında faaliyet gösterme” olgusunun tek başına bir kurumu “resmi makam” yapmadığını ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla KSTÜ'nün, “özel-tüzel kişiliği olan bir yüksek öğrenim kurumu” olarak Tekin Arhun içtihadındaki anlamıyla “resmi makam” kategorisine girmediği kabul edilirse, KSTÜ tarafından düzenlenen diplomanın da bu içtihat ışığında “resmi belge” sayılmaması kuvvetle muhtemeldir.

Bu sonuç Fatma Ünal açısından ceza hukukunda doğrudan şu anlama gelmez mi: Eğer Mahkeme sanık Ünal’ın KSTÜ’den sahte diploma aldığına hükmederse, bu diploma resmi belge değil adi belge kabul edileceği için, sanığa verilecek ceza “sahte resmi belge düzenleme/tedavüle sürme” değil, “sahte belge düzenleme/tedavüle sürme” kapsamında değerlendirilecektir. Aradaki fark ise ceza skalasında dramatiktir: Sahte resmi belge düzenlemenin cezası 10 yıla kadar hapisken, sahte belge (adi belge) düzenlemenin cezası 3 yıla kadar hapistir.

Yüksek Mahkeme’nin Tekin Arhun kararında “resmi belge” tanımını bu şekilde daraltması, Arhun’a verilen cezayı 4 yıldan 2 yıla indirirken, Fatma Ünal dosyasında da yargılama sürerken “ceza indirimi” tartışmasına kapı aralamış görünmektedir. Matruşka bebekleri yine iç içe mi girdi nedir?

Can Sarvan’a cansarvan@mikro-makro.net’den doğrudan ulaşabilirsiniz.
:

Yorumunuz

share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın